21 Mayıs 2012 Pazartesi

HEDİYE :)

              Yaz geldi .. Uzun zamandır bir çekiliş yapmadığımızı düşündüm ve yaza girerken sizlere güzel bir yaz hediyesi vermek istiyorum. Bunun için ne yapıyoruz ; bu yazımın altına bir yorum bırakın, yorumunuzu facebook sayfanızda paylaşın ya da bloğunuzda paylaşın ve 15 Haziran'da yapacağım çekilişi bekleyin ;)

İşte hediyem 

 Küçük Deniz Kızı :)



sevgilerimle :)

Banu Kurt

18 Mayıs 2012 Cuma

Ben Bir Rüya Gördüm :)

Bir rüya gördüm ben.. 26 Nisan'da rüyamda uçan bir halıyla doğunun gizemli ülkesine gittim.. Orda yeni dostlar edindim, yeni yerler gördüm, güzel yemekler yedim.. Orda çocuklar da  vardı.. Güzel çocuklar, güzel insanlar  tanıdım veee  uykumdan uyandım.

Aslında hiçbiri rüya değildi, sadece rüya gibiydi :)  Uçan halı bir uçak, doğunun gizemli ülkesi Gaziantep ve Urfa..  size ne kadar da anlatsam,  zor anlatması.. yaşamak, görmek, tatmak lazım buraları ;)

Peki ben niye ordaydım ?

Sevgili Tuba 'nın daveti üzerine Zirve Üniversitesi'nin Kongresi'nde bezden bebeklerimi sergilemek için bu yolculuğa çıktım. Hayatıma güzel insanlar katarak döndüm.

Çok teşekkürler Tuba'cım bana hayatımının en güzel deneyimlerinden birini yaşattın..

Sevgili Fevzi Hocam, Ayşen hocam, Özlem, Kerem, İrem, Eylül, Adnan abi, Deniz abla hepinize teşekkür ederim.

Sergimin Özlem Demircan'ın objektifinden can bulan fotoğrafları ve Gaziantep'in anlatılamaz güzellikleriyle sizi başbaşa bırakmadan önce diyorum ki;  güneş doğudan yükselir üzerimize :)







Mutlaka görülmesi gereken harika bir müze Zeugma.. mucize gibi mozaikler.. mozaiklerdeki yüzler, anlamlı gözler.. nereden bakarsanız bakın size bakan çingene kızı.. çok büyüleyici.. çok etkilendim.    



 ve sevgili Adnan abi ve Deniz ablanın muhteşem ahşap oyuncakları.. Adoyuncak :)





Ve Özlem'in Sergisi "Dört Mevsim Çocukları"




ve Kerem'in Sergisi "Anadolu Çocukları"


23 Mart 2012 Cuma

Küçük Deniz Kızı'nın Hikayesi :)


Hans Christian Andersen'ın Küçük Deniz Kızı'nın hikayesini birkez daha hatırlamak için paylaşmak istedim  ;) En sevdiğim çocuk masallarının yazarı büyük ustaya saygılarımla..   

Bir zamanlar altı güzel kızı olan bir kral varmış. Ama bu kral insanların kralı değilmiş. Ülkesi dalgaların altında balıkların değerli taşlar gibi parıldadığı bir ülkeymiş. Genç prenseslerin anneleri çoktan ölmüş ve onları büyükanneleri büyütmüş. İçlerinde en güzelleri en küçük olanıymış. Saçları altın bukleler halinde omuzlarına dökülüyormuş. Kızlar büyükannelerinin anlattığı yeryüzüyle ilgili masalları çok seviyorlarmış. Bu masallarda bacak adlı iki şeyin üzerinde yürüyen garip insanlar varmış. Küçük deniz kızı da bu anlatılanları görmek istiyormuş. “On beş yaşını beklemen gerekir,” demiş büyükanneleri. “O zaman gidip görebilirsin.”
En büyük denizkızı yaşı geldiğinde yüzeye çıkmış ve gördüğü ilginç şeyleri kardeşlerine anlatmış. Yıllar geçmiş ve sonunda küçük denizkızının da yüzeye, insanların dünyasına çıkabileceği gün gelmiş. Şimdiye kadar hep merak ettiği dünyayı artık kendi gözleriyle görebilecekmiş. Yüzeye doğru yüzerken güneş batıyormuş. Yakınlarda bir gemi demir atmış. Küçük denizkızı yüzeye çıktığında güvertedeki yakışıklı prensi görmüş. Prens kendisini birisinin gözlediğini de, prensesin ondan gözlerini ayıramadığını da bilmiyormuş tabii. Birden hava kararmış, gemi çıkan fırtınayla sallanmaya başlamış. Çok geçmeden yelkenleri parçalanmış, direği kırılmış ve gemi sulara gömülmüş. Küçük denizkızı sularda çırpınan prensi son anda görüp kurtarmış. Onu kucaklayıp kıyıya götürmüş ve sahile bırakmış. Sabah olduğunda prens hala yattığı yerde uyuyor, denizkızı da başucunda onu bekliyormuş. Az sonra birkaç kız koşarak gelmiş. Prens gözlerini açmış ve kalkıp yürümüş. Küçük denizkızı oracıkta üzüntüsüyle baş başa kalmış.



O günden sonra küçük denizkızı prensi görebilmek umuduyla birçok kez yüzeye çıkmış. Artık dayanamıyormuş. Su cadısına gidip akıl almaya karar vermiş. Cadı onu görünce bir kahkaha atmış: “Niçin geldiğini biliyorum denizkızı,” demiş. “İnsana dönüşüp karaya çıkmak istiyorsun. Böylece prensle daha yakın olacağını düşünüyorsun. Ama bunun bir bedeli var, biliyor musun?” “Bilmiyordum,” demiş küçük denizkızı, “ama insan olabilmek için neyse öderim.” “Sesini istiyorum,” demiş cadı, “şu şarkılar söyleyen güzel sesini. Bana sesini verirsen ben de seni iki ayaklı güzel bir genç kıza çeviririm. Ama unutma, prens seni bütün kalbiyle sevmeli ve evlenmeli. Yoksa bir deniz köpüğüne dönüşüp sonsuza dek yok olursun.” ” Çabuk,” demiş küçük denizkızı. “Ben kararımı çoktan verdim zaten.” Bunun üzerine su cadısı küçük denizkızına içmesi için büyülü bir ilaç vermiş. Küçük denizkızı prensin karşısına dikildiği an prens bu hiç konuşmayan kızdan çok hoşlanmış ve onsuz yapamayacağına karar vermiş. Küçük denizkızı da prensi her geçen gün daha çok sevmiş, ama prens ona bir türlü evlenme teklif etmiyormuş. Prensin annesi ve babası, kendine eş bulması için baskı yapıyorlarmış. Prens sonunda yakındaki bir ülkenin prensesiyle tanışmaya karar vermiş. Yanında küçük denizkızını da götürmüş. Zavallı kız çok acı çekiyormuş. Prens komşu ülkeye gidip prensesle karşılaşınca aklı başından gitmiş ve hemen evlenmek istemiş. Düğünleri muhteşem olmuş. Her yer çiçek, ipek ve mücevherle kaplıymış. Mutlu çifti görmeye gelen herkes coşku içindeymiş. Yalnızca küçük denizkızı sessizmiş. Gözyaşları sessizce süzülüyormuş yanaklarından. O gece küçük denizkızı güvertede dikilmiş karanlık sulara bakıyormuş. Gün doğarken bir deniz köpüğü olup o sulara karışacakmış. Birden suların dibinden denizkızının kardeşleri çıkmışlar. Saçları kısa kısa kesilmiş. “Saçlarımızı su cadısına verdik, karşılığında da bu bıçağı aldık. Eğer bu gece bu bıçağı prensin kalbine saplarsan büyü bozulacak.” Küçük denizkızı bıçağı almış ama prense asla zarar veremeyeceğini biliyormuş. Güneş doğduğunda kendini ağlayarak denize atmış. Ama denize düşmemiş. Kendini havada uçarken bulmuş. Çevresinde altın renkli ışıklar dans ediyormuş. “Biz havanın kızlarıyız ” demişler. “Artık bizimle mutlu olursun.” Küçük deniz kızı gökyüzüne doğru yükselirken aşağıya, prensin gemisine bakmış ve gülümsemiş.

29 Şubat 2012 Çarşamba

Anne-Çocuk Bez Bebek Atölyesi


Her ayın son pazar günü İstanbul Oyuncak Müzesi'nde gerçekleştirdiğimiz atölyemizden kareler :)





Güzel bir çocukluk hatırasının içinde sonsuza kadar yaşayacak bebekler yapıyoruz :) Üzerinden yıllar geçtiğinde çocuklarınızın hatırladığı belkide sadece bu bebekler olacak..

 "Annemle birlikte bebek yapmıştık, adını Zeynep koymuştuk, saçlarını taramış, tokalar takmıştık :) " 

Güzel bir çocukluk hatırasının içinde sonsuza kadar yaşayacak bebekler yapıyorum.. Aslında sadece bebek yapmıyorum, mutluluk dağıtıyorum.. Dağıttıklarımı atölyeden çıkarken topluyorum.. Topladıklarım; yüzüme yerleşen bir gülümseme, kulaklarımdaki çocuk sesleri, kalbimde sevgileri.. evimin yolunu tutuyorum :)